Diyarbakır Turistik Yerleri ( GeziLecek YerLer )

Diyarbakır Turistik Yerleri ( GeziLecek YerLer )

 

[+] Surlar

[+] Diyarbakır Karpuzu

[+] Dicle Köprüsü ( Silvan Köprüsü )

[+] Çay Önü

[+] Malabadi Köprüsü

 

Surlar: Savunma amaçlı olarak yapılan Diyarbakır Surları , üzerinde 26 medeniyete ait taşıdığı kitabelerle 2 bin yılı aşkın tarihi aydınlatıyor. Hangi tarihte yapıldığı kesin olarak bilinmeyen ancak ilk olarak M.S 349 yılında Roma İmparatoru Konstantin tarafından restore edilen surlar, yer yer 14 metre yüksekliğe kadar çıkan toplam 82 burçtan oluşuyor.

 

 

 

Araştırmacı Sıddık Algül, Diyarbakır Surları uzunluk bakımından Çin Seddi'nden sonra dünyada 2. sırada yer aldığını belirtti. Çin Seddi'nin adeta bir ''bahçe duvarını'' andırdığını, estetik bir özelliğinin olmadığını ifade eden Algül, Diyarbakır Surları 'nın bu nedenle Çin Seddin'den çok üstün olduğunu kaydetti.

 

Algül, toplam 82 burçtan oluşan surlardaki en önemli burçların Benu-Sen (Ulu Beden-Evli Beden) , Yedi Kardeş, Keçi Burcu , Fındık, Melikşah, Selçuklu, Leblebikıran ve Dağkapı burçları olduğunu bildirerek, şöyle dedi:

 

''Bu burçlarda kitabeler, motifler, güneş ve yıldız sembolleri, kaplan, boğa, çift başlı kartal, akrep, at, silah, meyve ve tahıl kabartmaları sert bazalt taşları üzerinde yer alıyor. (Kaynak)

 

Yedi Kardeş Burcu: Artukoğlu Melik Salih adına 1208 yılında Mimar ibrahim'in oğlu mimar Yahya'ya yaptırılmıştır. Burcun üzerinde Selçukluların simgesi olan çift başlı kartal ile iki arslan kabartması, bunların altında da burcun yazıtı vardır.

 

Kenti çepeçevre kuşatan surların güneybatı kesimine Ben-u Sen surları denir. Bu bölümdeki surların, Yedi Kardeşler ve Evli Beden (Ulu Beden) burçlarının ayrı bir önemi vardır. Çok sağlam, süslü ve yazıtlı olan bu burçlara ilişkin, şöyle bir efsane anlatılır:

 

Suriçi’ndeki Mimar Sinan’ın Ali Paşa Camii ve Külliyesi’nin hemen karşısında, Diyarbakır surlarının iki en önemli ve etkileyici burçları, Evli Beden (Ulu Beden) ve Yedi Kardeş var. Cepheleri, kitabeli, aslan ve çift başlı kartal kabartmalı burçların bulunduğu bölge, Ben u Sen olarak biliniyor. Burasıyla ilgili, halk arasında yaygın olarak bilinen ve anlatılan bir efsaneye göre; bir usta ve kalfası en güzel burcu kimin yapacağı üzerine iddiaya girmiş. Surların en güneyine Yedi Kardeş Burcu’nu yapan usta ile hemen yakınında Evli Beden Burcu’nu bitiren kalfa, halkın huzurunda, birbirlerine ‘’ben mi, sen mi?’’ diye sormuşlar. Ancak usta, kalfasının sanatının üstünlüğünü kabullenerek kendini surlardan aşağı atmış. Ustasının ölümüne dayanamayan kalfa da onun ardından atlamış. Ustayla kalfanın rekabet ve dostlukla karışık bu hikayesinin geçtiği yer, o gün bu gündür, ‘’Ben ve Sen’’ anlamına gelen Ben u Sen olarak anılıyor

 

Yukarıdaki efsaneden de anlaşılacağı üzere, Yedi Kardeş ile Evli Beden Burcu genel olarak "Ben-u Sen" olarak adlandırılır. Tabii semte de adını verir bu "Ben-u Sen".

 

Restorasyon çalışmalarının hızla sürdüğü Diyarbakır tarihi yapılarında, Keçi Burcu'nun tamamlandığı ve şimdi sırasıyla Yedi Kardeş Burcu ve sonrasında Evli Beden Burcu'na sıra gelecek gibi görünüyor.

Son olarak, şehrin kalabalığından kaçıp surların üzerine çıkarak Diyarbakır'ı yolunuza engel çıkmadan dolaşamazsınız. Mutlaka aşağıya inip tekrar çıkmak gerekecektir. Buna rağmen, yolunuz düşerde Mardin Kapı'dan surların üstüne çıkarsanız, 1 kmlik bir mesafeyi surların üstünde yürüyerek Urfa Kapısı'na ulaşabilirsiniz. Surların üstünde durak mekanlarınız ise Burçlar olacaktır. Böylesi durumlarda oturup soluklanmak belki de muhabet etmek isteyeceksiniz.

 

 

Diyarbakır Karpuzu: Akkoyunlu Devleti'nin çöküşü üzerine Diyarbakır ve çevresi 1507'den itibaren Şah İsmail'in idaresine geçmişti. Halk bu idareden memnun değildi.

 

 

         Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasında yapılan Çaldıran Savaşı'na Diyarbakır Valisi Ustaclu Muhammed Han da katılmıştı. Bu savaşta Şah kuvvetleri büyük bir hezimete uğramış, Ustaclu Muhammed Han da ölmüştü. Bunu fırsat bilen Diyarbakır halkı ayaklandı. Şah'a bağlı olanlar dışarı atıldı. Diyarbakır ve çevresinin Osmanlı Birliğine katılması ve bununda gerçekleştirilmesi için de büyük ilim ve devlet adamı Bitlisli İdris'in aracılığına başvurulması kararlaştırıldı.

 

   Bu ayaklanmayı haber alan Şah İsmail, Yavuz Sultan Selim'in orduları ile Çaldıran bölgesinden ayrılmasından sonra Diyarbakır şehrinin yeniden fethi için maktul Muhammed Han'ın kardeşi Karahan komutasında büyük bir ordu gönderdi. İran ordusu Diyarbakır'ı kuşattı. Kuşatma ve savaş bir yıldan fazla sürdü. Şehir halkı büyük bir cesaret ve kahramanlıkla kendini savunuyordu. Nihayet Bıyıklı Mehmet Paşa idaresindeki Osmanlı ordusu şehir halkının yardımına gönderildi. Bunu haber alan Karahan kuşatmayı bırakarak Sincar dağlarına çekilmek zorunda kaldı.

 

         10 Eylül 1515'te Pazartesi günü Osmanlı ordusu şehre girdi. Kale burçları Osmanlı bayrakları ile süslenmiş , kale kapıları açılarak halk büyük bir sevinç ve törenle orduyu karşılamıştı. Böylece Diyarbakır ve çevresi Osmanlı Birliğine kendi arzu ve isteğiyle katılmış oldu. Bu katılış her yılın Eylül ayında düzenlenen ve günlerce süren büyük şenlik ve törenlerle kutlanıyordu.

 

  Bu kutlama şenlikleri XIX. yüzyıl sonlarına değin süre gelmiştir. Bu kutlamalar şehre eskiden yarım saat mesafede bulunan şimdi ise şehir merkezi sayılan Ali Pınarı'nda olurdu. Her yıl bir panayır kurulur, 15 gün kadar şehrin bütün dükkanları kapanır panayır yeri bir mahşer halini alırdı. Bu panayırda çeşitli şenlikler düzenlenirdi. Panayır tertip olunan yerlerde etraftan gelen 15-20 kadar saz şairlerinin baş tarafına Hacı Civa geçer. Büyük lüleli çubuğunu doldurup içerdi. Ekseriya irticalen inşad eylediği şiirlerini okur, bu arada Aşık Ömerleri ve Gevherileri de hatırdan çıkarmazdı.

 

 

         I. Dünya Savaşı'nın bütün yurdu saran perişanlığı arasında bu güzel gelenekte unutuldu. Diyarbakır'ı tekrar tanıtmak için, şehrin ticaret ve ekonomik hayatına bir canlılık kazandırmak ve bilhassa iç turizm yönünden büyük faydalar muhakkak olan bu tarihi geleneği yeniden yaşatmak amacıyla her yılın 23 Eylül'ünde başlayıp bir hafta sürecek olan Karpuz Festivali düzenlemeye karar verilmiştir. Karpuz Festivali ilk olarak 1966 yılı 23 Eylül'ünde yapılmıştır.

 

Dicle Köprüsü ( Silvan Köprüsü ) : On Gözlü Köprü olarak da bilinir. Diyarbakır'ın eski Silvan yolu üzerinde, Kırklar Dağının eteğindedir. Kentin kuruluşu ve gelişmesiyle ilgili olabilecek bir geçmişi bulunan köprü bugünde aynı hizmeti yapmaktadır.

            Köprü, yazıtından anlaşılacağı üzere Mervanoğlu devrinde Diyarbakır hükümdarı NiZamüddevle Nasr tarafından H.457 (M. 1065) tarihinde yaptırılmıştır.

            Dicle Nehri Diyarbakır'lılar için kutsal sayılır ve "Allah 'a giden yol" olduğuna inanılır. Bu inançtaki Diyarbakır'lı kadın ve genç kızlar her yıl Kurban Bayramı akşamı Dicle Köprüsü üzerinde toplanır daha önceden hazırladıkları yazılı dilekçelerini dualar okuyarak nehire atarlar. Böylece dileklerinin kabul olacağına inanırlar.

 

Çay Önü: Diyarbakır ili, Ergani ilçesi, Sesverenpınar Köyü, Hilar Kayalıkları yakınlarnda bulunan Çayönü Tepesi, günümüzden 9500 yıl önce M.Ö. 7500 yıllarında kurulmuş, aralıksız olarak M.Ö. 5000 yılına kadar yerleşim görmüş, daha sonra da aralıklarla iskan edilmiştir. Yerleşme bilim dünyasındaki ününü "Esas Çayönü Evresi" olarak bilinen M.Ö. 7500-6500 yılları arasındaki bin yıllık döneme. ait olan kalıntı ve buluntuları ile sağlamıştır. Bu dönem uygarlık tarihinin en önemli araştırmalarından birini, belki de en önemlisini yansıtmaktadır. Günümüzdeki kent uygarlığının ilk temellerinin atıldığı bu dönem, insanların göçebelikten köy yaşantısına, avcı ve toplayıcılıktan besin üretimine geçtikleri "Neolitik Devrim" olarak da bilinen teknolojik yaşam biçimi, beslenme ekonomist ve insan-doğal çevre ilişkilerinin tümü ile değiştiği Kültür Tarihi ile ilgili buluşlarla birçok "ilki" de içeren canlı ve ilginç bir dönemdir.

        Çayönü tepesinde 1963 yılında İstanbul ve Chicago Üniversiteleri tarafından başlatılan çalışmalar günümüze kadar değişik uluslar ve bilim dallarından çok sayıda ummanın katılımıyla sürmüştür. Bu çalışmaların sonunda yakın doğunun bilinen en iyi korunmuş ve en eski büyük yerleşme yerlerinden biri ortaya çıkarılmıştır.

 

Malabadi Köprüsü: Diyarbakır Silvan yakınlarında ve Batman çayı üzerindedir. Artuklular döneminde 1147 yılında Timurtaş bin İlgazi bin Artuk tarafından yaptırılmıştır. 7 m. eninde ve 150 m. uzunluğunda bir köprüdür. Yüksekliği, su seviyesinden kilit taşına değin 19 m.'dir. Renkli taşlarla inşa edilmiş, onarımlarla günümüze kadar ulaşmıştır.

  

Malabadi Köprüsü dünyada taş köprüler içerisinde kemeri en geniş olandır. Köprü, Diyarbakır'ın Silvan ilçesi sınırları içerisindedir. Kemerin her iki yanında, iç tarafta kervan ve yolcular tarafından, özellikle kışın zorlu günlerinde barınak olarak kullanılan iki oda bulunmaktadır. Köprü nöbetçileri tarafından da kullanılan bu odaları daha önceleri dehlizlerle yolun dipleri ile bağlantılı olduğu, gelen kervanların ayak seslerinin bu dehlizler vasıtası ile daha uzaklarda iken duyulduğu söylenir.

 

Her biri başka uzunluklarda ve kırık hatlar halinde üç bölümden oluşan köprü, doğu ve batıda hafif eğimlerle yollara bağlanmıştır. Orta bölüm kayalıklar üzerine oturtulmuş bir kitle halindedir. Burada sivri şekilde ve 38.60 m açıklıkta çok büyük bir kemer ile sepet kulpu şeklinde, 3 m açıklıkta küçük bir kemer vardır. Üçüncü bölüm fark edilir derecede birinci kısma paralel bir durum arzeder

 

Burada sivri kemerli iki açıklık ve ayrıca yola bağlanan yer yakınında da bir açılık görülür. Böylece köprü, biri çok büyük olmak üzere beş gözlüdür. Köprünün boyu 150 m, eni 7 m, yüksekliği ise alçak su seviyesinden kilit taşına kadar 19 m'dir. köprü renkli taşlarla inşa olunmuştur. Büyük kemerin iki tarafında 4.5-5.3 m ölçüde, iki hafif kemerli odacıklar, büyük kemerin üstü ortasında, gelip geçişin kontrol edildiği 5 m genişlikte kargir bir kapı ve bunun iki tarafında da ayrıca iki kapı vardır. Bunlardan Batman tarafındaki kalmış, diğeri yıkılmıştır. Bunların sol taraflarından birer merdivenle odacıklara inilir. Bu odalar yüksek tavanlı ve tuğla örtülüdür. Pencereleri geniş ve büyüktür.

 

 

Malabadi Köprüsü, Silvan-Diyarbakır yolu arasındadır.Evliya Çelebi köprüyü şu şekilde tanıtmaktadır: “Köprünün iki tarafında kale kapıları gibi demir kapıları vardır. Bu kapıların içinde, sağ ve solda köprünün temeli beraberliğinde, kemerin altında hanlar vardır ki gelip geçen, sağdan ve soldan geldikleri vakit misafir olurlar. Köprünün kemeri altında birçok odalar vardır. Demir pencereler şahneşinlerine misafirler oturup, kemerin karşı tarafındaki adamlarla kimi sohbet eder, kimi ağ ve oltalarla balık avlarlar. Bu köprünün sağ ve solunda da nice pencereli odalar vardır. Köprünün sağ ve solundaki bütün korkuluklar Nehcivan çeliğindendir. Ama demirci ustası da var kudretini sarf ederek bir türlü sanatlı kafesli korkuluklar yapmış ve doğrusu elinin ustalığını göstermiştir. Doğrusu, üstad mühendis var kuvvetini sarfederek bu köprüde öyle sanatlar göstermiştir ki, bu işçiliği geçmiş mimarlardan hiç birisi göstermemiştir.

 

Albert Gabriel de köprü içine şöyle demektedir: “Modern statik hesabının olmadığı devirde bu açıklıkta o zaman için böyle bir eser hayranlık ve takdiri muciptir. Ayasofya’nın kubbesi köprünün altına rahatlıkla girer. Balkanlarda, Türkiye’de, Orta Şark’ta bu açıklıkta, bu yaşta köprü yoktur.”

 

Yorum Yaz